1977’de vurulduğumuz yerde -İSTANBUL Adnan Özyalçıner’le DİSK binasının önüne geldiğimizde saat sekiz buçuk sularıydı. Kortejler, bayraklar yürümeye hazır. Gözümüz 1977’nin 1 Mayıs’ında Taksim’de olanların pankartını aradı. Göremedik. Barış İçin Sanatçılar’dan da tanıdık bir yüz yok. En iyisi yürümeye başlayan korteje katılmak...
Katıldık katılmasına da bizim torundan az kabaca bir delikanlı, Adnan’ın omzuna dokunup “Beybaba” dedi; “emeklilerin korteji daha arkada, sen yanlış yere girdin...” Adnan tınmadı bile, “1977’de Taksim’deydim” dedi. Delikanlı ya anladı ya anlamadı, büktü boynunu: “Doğrudur...” Çekti gitti. Zaten biraz sonra da 1977’yi Taksim’de kutlayanlar bir bir çıkıp geldi bir yerden; şık şıkırdım hanımefendiler, sinekkaydı tıraşlı ihtiyar delikanlılar.
Çoğuyla göz tanışıklığı var, selamlaşıldı. Bir yerlerden pankartlar dağıtıldı. Az sonra 1977’nin Aşık Sarıca Kızı İlkin Manya göründü, sonra akıp gitti 2010 Korosu’nun peşinden. Bir sıradaki flamalar dikkatimi çekti. Üzerlerinde bir fotoğraf ve bir yazı: “1910-2010, Behice Boran 100 Yaşında-1979’da Merter’de 2010’da Taksim’de aramızda.” Bir gülümseme gibi göğsü ferahlatıcı bir şey. Ve Almanca bir slogan: “Hoch Hi İnternasyonele Solidaridat.” DİDF’liler. DGB, VERDİ Sendikası temsilcileri. Selamlaşmalar, rozet değişimleri. Aralarında güleç bir rahip var, bir de Meksika işine benzer dua atkısı. Taksim’e doğru git gide hızlanıyoruz herhalde.
Bir görünüp bir kayboluyor yüzler; Orhan Alkaya, Türkiye Yazarlar Sendikası hem yönetim hem üyeler. O ara ensemden bir ses “‘77’de vurulduğumuz yerde” diyor. Dönüyorum, karayağız biri cep telefonuyla konuşuyor. ‘77’de İTÜ’lüymüş. Kazancı Yokuşu’nun başından ölülerin üzerinden kaldırmışlar onu. O gün kortejde olanlarla randevulaşıyor. Şimdi inşaat mühendisi, Uzunköprü’den gelmiş. Alana güya en önlerde giriyoruz ama alanın yarısı şimdiden dolmuş. Kürsü siyasal partileri Taksim Gezi’sine yöneltiyor. Üç federasyonu alana sıkıştırmaya çalışıyor. Sendika gruplarının arasında küçük renkler göze çarpıyor, mesela eski deyimle iki züppe. Bir kız bir erkek, çevrelerinde kameralar, ellerinde tavus kuşu tüyü, pul, boncuk işlenmiş pankartlar, markalı çanta ve lüks gözlük hakkı talep ediyorlar.
Delikanlı, anlayan olmamış gibi “Biz tikiyiz” diyor; “sendikalı falan değiliz...” Üç dört kişilik bir grup daha var, kimse kamera koşturmuyor onlara: “Üç çay, biri açık, çay ocağı çalışanları...” Adnan da bir muhabire “28 Nisan’dan beri yürüyorum” diye espri yapıyor; “28 Nisan 1960 olaylarından beri sokaktayım...”
Benim gözüme bir an “İngiltere Alevi Kültürü Derneği” diye bir pankart ilişiyor. Yaklaşamıyorum bile. 1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanında olmak güzel, heyecanlandırıcı. Grupların büyük bölümünün Tepebaşı, Beşiktaş falan bölgelerinde beklediği söyleniyor. Ama sıcak ve kalabalık yordu beni, alandan usul usul ayrılmalıyım. Selamlaşa sarılışa ayrılmaya çalışıyoruz; Eğitim Sen, KESK, TEKEL işçileri...
Tam o sıra EMEP bayrakları görünüyor; gençler, orta yaşlılar cıvıl cıvıl. Bir anda yorgunluğum geçiyor